Zagros’ta tekrarlayan yangınlar kuraklık ve yönetim sorunlarıyla derinleşiyor
Zagros’ta tekrarlayan yangınlar yalnızca kuraklık ve sıcaklıktan değil, kötü yönetim ve yetersiz altyapıdan da kaynaklanıyor. Ormanların korunması, doğrudan sivil örgütlenme, yerel talepler ve güvenlik politikalarına karşı duruşla bağlantılı hale geliyor.
ŞİLAN SEQİZÎ
Haber Merkezi - Zagros’ta görülen yeterli bahar yağışları, ilk bakışta doğa için olumlu bir gelişme olarak değerlendirilse de, günümüz iklim koşullarında bu durum kısa sürede tersine dönebiliyor. İlkbaharda bitki örtüsü yoğunlaşırken, yaz aylarında aynı örtü kolayca tutuşabilecek bir yakıt birikimine dönüşüyor.
Loristan’da yağışların doğaya tazelik ve belirgin bir bitki örtüsü artışı sağladığı, ancak aynı zamanda yangın riskini de yükselttiği ifade edildi. Böylece Zagros, aynı anda hem “daha yeşil” hem de “daha savunmasız” bir yapıya bürünüyor.
Zagros ormanlarında yıllık ortalama 54 bin hektarlık tahribat yaşanıyor
Zagros yalnızca bir sıradağ değil, aynı zamanda ulusal ölçekte hayati öneme sahip bir ekosistemdir. Resmi tahminlere göre Zagros ormanları 11 ile yayılıyor, yaklaşık 6 milyon hektarlık bir alanı kapsıyor ve İran ormanlarının yaklaşık yüzde 40’ını oluşturuyor. Eski ancak hala referans kabul edilen bir raporda, Zagros ormanlarında yıllık ortalama 54 bin hektarlık tahribat yaşandığı belirtilmişti.
Son yirmi yılda ise yaklaşık 30 bin yangın
Ulusal düzeyde ise tablo benzer şekilde dikkat çekiyor. 2023 yılında yayımlanan verilere göre ülkede doğal alanlarda bin 704 yangın meydana geldi ve 12 bin hektardan fazla alan etkilendi. Son yirmi yılda ise yaklaşık 30 bin yangın, İran’daki orman ve meraların 280 bin hektardan fazlasını yok etti. Sadece 2020 yılında Zagros’ta 374’ten fazla yangın çıkarken, 50 bin hektardan fazla alan yandı. Bu veriler, Zagros’taki yangınların istisnai değil, tekrarlayan bir döngü olduğunu ortaya koyuyor.
Kötü ekoloji politikası yangınları artırıyor
Zagros yangınlarını sosyo-politik bir krize dönüştüren etken yalnızca yangına yatkın ekosistem değil, kuraklık, küresel ısınma ve kötü yönetimin bir araya gelmesidir. Uzman kaynaklar ve güvenilir haber raporları, uzun süreli kuraklık ve düşük yağışların Zagros’ta ve Hyrkanya ormanlarında yangın sezonunu uzattığını ortaya koyarken, bilimsel çalışmalar kuzey Zagros ormanlarının sıcak ve kurak yaz aylarında özellikle yangına karşı hassas olduğunu göstermektedir. 2025 yılına ilişkin yerel raporlar da yılın ilk iki ayında yangınlarda artış yaşandığını, düşük yağış, erken ısınma ve insan faktörünün eş zamanlı etkili olduğunu bildirmiştir. Daha açık bir ifadeyle, iklim değişikliği yangınlar için uygun zemini hazırlarken, yönetimsel eksiklikler bu riski daha da büyütmektedir.
İnsan faktörleri düzeyinde tekrarlayan bir örüntü dikkat çekmektedir. Çiftliklerde saman ve anız yakılması, zaman zaman bu ateşin doğal alanlara sıçramasına neden olmaktadır. 2024 yılında Doğal Kaynakları Koruma Birimi, Zagros’taki son yangınlarda çiftçilerin otlak yakmasının diğer etkenlere kıyasla daha belirleyici bir rol oynadığını ifade etmiş; Hayez olayında da benzer bir durumun ana etken olduğu belirtilmiş ve 460 hektarlık doğal alanın zarar gördüğü aktarılmıştır. Ancak bu tabloyu yalnızca bireysel hatalar üzerinden değerlendirmek yeterli değildir. Ekonomik baskı altında, yeterli denetim ve alternatif imkânlar olmadan hareket eden küçük çiftçilerin neden olduğu yangınlar, sadece “kişisel hata” olarak değil, yapısal bir krizin yerel yansıması olarak ele alınmalıdır.
Siyasi ekoloji
Rojhilat Kürdistan’da yangınlar yalnızca doğayı tahrip etmekle kalmıyor, aynı zamanda siyasal bir boyut da ortaya çıkarıyor. Bu noktada “siyasi ekoloji” kavramı anlam kazanıyor. Ormanların korunması, doğrudan sivil örgütlenme, yerel talepler ve güvenlik politikalarına karşı duruşla bağlantılı hale geliyor. Merivan’daki Yeşil Çia Derneği 1999’dan bu yana faaliyet gösteren bir çevre sivil toplum kuruluşu olarak bilinirken, dernek ve üyelerinin çeşitli dönemlerde güvenlik baskısına maruz kaldığı aktarılmaktadır.
2011 yılında Uluslararası Af Örgütü, çevre aktivisti Farzad Haghshenas’ın tutuklandığını bildirmiştir. 2019’da Merivan’ın Nechi kentinde Yeşil Çia Derneği’nin yıllık toplantısına yönelik Devrim Muhafızları, istihbarat ve polis güçlerinin ortak müdahalesi en az 25 kişinin gözaltına alınmasıyla sonuçlanmıştır. 2023’te ise dernek üyelerinden 35’ten fazlasının yıllık toplantı sırasında tutuklanarak bilinmeyen yerlere götürüldüğü bildirilmiştir. Bu uygulamalar, çevre savunusunun kurumsal destek yerine şüphe ve baskıyla karşılandığı bir tabloyu ortaya koymakta; doğayı koruma çabalarını aynı zamanda politik bir gerilim alanına dönüştürmektedir.
Jingeh şehitleri
Zagros’un, özellikle Sine ve Kirmanşan bölgesinin kolektif hafızası, artık yalnızca çevre aktivistleri olarak tanımlanan isimlerle değil, “Jingeh şehitleri” olarak anılan ve doğayı koruma mücadelesi sırasında yaşamını yitiren kişilerle de ilişkilendiriliyor. 25 Ağustos 2018’de Merivan’da çıkan orman yangınında dört kişinin hayatını kaybetti. Şerif Bajaur, Omid Kohnepoushi, Rahmat Hakiminia ve Mohammad Pajouhi olarak isimlendirilen kişilerin, yerel ve insan hakları kaynaklarına göre Irak sınırına yakın Pile ve Selsi köyleri çevresindeki ormanlık alanda yangına müdahale ettikleri sırada yaşamlarını yitirdiklerini açıkladı. Olayın koşullarına ilişkin bazı yerel anlatımlarda “şüpheli durumlara” dikkat çekilse de, dört kişinin yangın söndürme çalışmaları sırasında hayatını kaybettiği bilgisi öne çıktı. Şerif Bajaur, Yeşil Çia Derneği'nin yönetim kurulu üyesiydi ve dernek daha sonra onu doğa koruma alanında önemli bir figür olarak nitelendirdi.
Bu zincirleme olay, 28 Haziran 2020’de Kirmanşan Eyaleti’ne bağlı Paveh kentinde de tekrarlandı. Mokhtar Khandani, Bilal Amini ve Yasin Karimi, Buzin ve Markhil koruma alanındaki yangını kontrol altına almaya çalışırken yaşamını yitirdi. Yerel ve insan hakları kaynakları, olayın Paveh ile Markhil tepeleri çevresinde gerçekleştiğini aktarırken, bölgede birkaç kişinin daha yaralandığı bildirildi. Aynı yıl yerel raporlar, güvenlik güçlerinin aileler ve sivil toplum kuruluşları üzerindeki baskıları nedeniyle kamusal anma törenlerinin sınırlandırıldığını da ortaya koyarken, bu durum ekolojik güvenlikleştirme sürecinin bir parçası olarak değerlendirildi.

2020’de Çaharmahal ve Bahtiyari eyaletinde 24 yaşındaki Kızılay gönüllüsü Mohammad Mehdi Hosseini, yüksek meşe ormanlarındaki yangına müdahale sırasında hayatını kaybetti. 2024’te Loristan’da orman görevlisi Mostafa Abdollahi, Khorramabad’daki yangında ağır yanıklar sonucu yaşamını yitirdi. Aynı yıl Kamyaran’dan çevre aktivisti ve doğal kaynaklar çalışanı Esmail Karimi de Kanishe meralarında çıkan yangında ağır yanıklar nedeniyle hayatını kaybetti. Tüm bu olaylar birlikte değerlendirildiğinde, Zagros’taki yangın riskinin yalnızca ekolojik bir tahribat değil, aynı zamanda doğayı savunanların hayatına mal olan bir süreç haline geldiğini ortaya koymaktadır.
Sınırlı imkanlarla yangına müdahale etmek
2015 yılında Abidar’da yaşanan yangın, bu krizin 2025 yazında doruk noktasına ulaştığı sürecin önemli kırılma anlarından biri olarak değerlendirildi. Abidar Dağı’ndaki yangında Hamid Moradi, Chiako Yousefinejad ve Khabat Amini hayatını kaybederken, insan hakları raporlarında Mohsen Hossein Panahi ve Seyyed Mostafa Hezhir’in de yaralandığı belirtildi. Olayı yalnızca bir “kaza” olarak tanımlamak yerine, yoğun duman, sarp arazi koşulları ve yetersiz ekipman nedeniyle müdahalenin son derece zorlaştığı bir süreçte sivil ve çevre savunucularının yaşamını yitirdiği bir felaket olarak değerlendirmek gerekiyor. İnsan hakları ve yerel medya kaynakları, hayatını kaybedenlerin uzun süredir sınırlı imkanlarla ön saflarda yangınla mücadele eden doğa savunucuları olduğuna dikkat çekiyor. Bu süreklilik, Abidar’da hayatını kaybedenlerin Rojhilat Kürdistan hafızasında “Jingeh şehitleri” olarak anılmasına yol açan sembolik bir karşılık da oluşturuyor.
İran’ın yeterli uzman personele ve orman acil durum üslerine sahip değil
Yönetim düzeyinde ise tablo, yalnızca teknik eksikliklerle sınırlı kalmıyor. 2022 tarihli akademik bir çalışmada, İran’ın yeterli uzman personele, orman acil durum üslerine ve etkili hava desteğine sahip olmadığı, itfaiye ekiplerinin ise çoğu zaman su kaynaklarına ve yangın alanlarına zamanında ulaşamadığı belirtildi. Khaiz bölgesine ilişkin medya haberlerinde de helikopterlerin yangına birkaç gün gecikmeli müdahale ettiği, bazı aktarımlarda ise bu müdahalenin ancak yangının başlamasından dört gün sonra ve üst düzey bir yetkilinin doğrudan talimatıyla gerçekleştiği ifade edildi. Loristan başta olmak üzere dağlık bölgelerde yerel yetkililer de yangınla mücadelede helikopter desteğinin zorunlu olduğunu defalarca dile getirdi. Bu tablo, sorunun yalnızca araç eksikliğinden ibaret olmadığını, profesyonel bir yangın söndürme sisteminin, kalıcı altyapının, eğitimli personelin ve kurumlar arası koordinasyonun yetersizliğine işaret ediyor. Teknik ve haber raporları ayrıca sürecin büyümesinde idari gecikmeler ve birikmiş borçların da etkili olduğuna dikkat çekiyor.
Bu nedenle Zagros’taki yangınlar yalnızca “sıcak ve kuru doğanın” bir sonucu değil, aynı zamanda kötü yönetim ve geciken müdahalelerin de bir ürünü olarak değerlendiriliyor. Bazı yetkililerin hızlı ve etkili bir yangın söndürme sistemi kurmak yerine, sorumluluğu çoğunlukla çiftçilerin davranışlarına, halkın ihmallerine veya ani rüzgârlara yüklediği görülüyor.
Oysa veriler; saman ve anız yakımı, uzun süreli kuraklık, hava desteğinin yetersizliği, yardım ekiplerinin geç ulaşması ve gönüllü grupların yetersiz korunmasının bu felaketlerde belirleyici rol oynadığını ortaya koyuyor. 2024 yılında 14 Temmuz itibarıyla doğal alanlarda 697 yangın kaydedildiği ve 460 hektar alanın zarar gördüğü, 2023 yılında ise bin 704 yangında 12 binden fazla hektarın yandığı bildirildi. Bu veriler birlikte değerlendirildiğinde, Zagros’ta her yıl tekrarlanan yangınların yalnızca doğal bir süreç değil, aynı zamanda yapısal bir sorun olduğu görülüyor; asıl krizin ise toplum ile yönetim arasındaki güven kaybı olduğu ifade ediliyor.
Dernekler devletin boşluğunu dolduruyor
Belki de en önemli nokta, Rojhilat Kürdistan’da orman ve meraların korunmasının “çevre çalışması” olmanın ötesine geçerek sosyo-politik bir eyleme dönüşmüş olmasıdır. Yeşil Çia gibi dernekler ve yerel gönüllüler yangınlara müdahale etmek için sahaya çıktıklarında, aslında devletin bıraktığı boşluğu doldurmaktadır. Bu süreçte yaşanan her kayıp, yalnızca bir aktivistin değil, aynı zamanda toplumun kendi kendini örgütleme kapasitesinin de zayıflaması anlamına gelmektedir. Veriler ve aktarılan isimler birlikte değerlendirildiğinde, Zagros’un yalnızca ağaçlarını değil, insanlarını da kaybettiği, yalnızca ormanın değil, sivil dayanışma ağının da zarar gördüğü ortaya çıkmaktadır. Bu koşullarda kalıcı yangın söndürme üsleri, su püskürtme helikopterleri, profesyonel ekipler ve hızlı müdahale mekanizmaları artık teknik bir tercih değil, hayati bir zorunluluk olarak öne çıkmaktadır. Aksi halde, yeterli önlem alınmadığı sürece her yeni kıvılcımın aynı yıkımı yeniden üretme riski taşıdığı ifade edilmektedir.
