Ortadoğu’da yeni bir savaş: Yemen’de neler oluyor?
Tarihsel bölünmeler, Zeydi imamet geleneği, Husilerin yükselişi ve İran-Suudi Arabistan rekabeti Yemen’deki savaşın bugünkü seyrini belirlerken, ülke yeni bir bölgesel çatışmanın eşiğinde bulunuyor.
ROJBÎN DENİZ
Ortadoğu’da savaş ve yeni bir düzen arayışı iç içe ilerlerken, bölge ülkelerinin yeniden inşasına yönelik müdahalelerin aşamalı olarak gündeme geldiğine tanık oluyoruz. Afganistan’la başlayan, Irak’ın işgaliyle devam eden ve Ortadoğu’yu önümüzdeki yüzyıla hazırlayan müdahaleler, savaşın niteliğini ve yönetim biçimini de değiştirdi. Arap Baharı’yla birlikte Mısır, Tunus ve Libya’da yaşanan gelişmeler, son olarak da Suriye’de ortaya çıkan çatışma ortamı, bölgenin son 15 yılına damgasını vurdu. Suriye’de yaşanan son gelişmeler, dış güçlerin bölge için öngördüğü yeni düzenin bu ayağının tamamlandığı yönündeki değerlendirmeleri de beraberinde getirdi.
Yemen’deki savaş nasıl küresel bir güç mücadelesine dönüştü?
Suriye’nin ardından Yemen’deki savaşın yeniden gündeme gelmesi, Ortadoğu’daki yeni güç dengelerinin önemli bir boyutunu oluşturuyor. On yılı aşkın süredir sıcak çatışmaların yaşandığı Yemen, son dört yılda görece bir durulma sürecine girmişti. Ancak Türkiye’de gerçekleştirilen NATO zirvesinin ardından Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Savunma Anlaşması buna aynı zamanda Ortadoğu NATO’su tanımlaması da yapıldı, bölgedeki yeni oluşan güvenlik stratejisi değerlendirmelerini beraberinde getirdi. İran’a karşı yeni bir savunma mekanizması olarak gelişen bu girişimin ardından Yemen’deki gelişmelerin yeniden hız kazanması, bölgesel güvenlik ilişkileri ile Yemen’deki çatışmalar arasındaki bağlantıyı da tartışmaya açtı. Suudi Arabistan sınırına kadar uzanan Husiler ile Yemen hükümeti arasındaki çatışmaların yeniden şiddetlenmesi, ülkedeki savaşın farklı bir boyuta taşındığına işaret ediyor. Bu kez çatışmaların önceki dönemlerden farklı olarak daha geniş bir coğrafyaya yayılması, Yemen’deki savaşın yalnızca ülke içindeki iç savaşla sınırlı olmadığını, aynı zamanda bölgesel güç dengelerinin de bir parçası hâline geldiğini gösteriyor. Yemen’de bugün yaşanan savaşın neden küresel bir ölçek kazandığını anlayabilmek için ülkenin tarihsel, siyasi ve mezhepsel geçmişine bakmak gerekiyor. Tarih boyunca süregelen Zeydi İmamet yönetimi, Osmanlı İmparatorluğu’nun bölgedeki hâkimiyeti, sömürgecilik dönemi, Soğuk Savaş’ın yarattığı kutuplaşma ve günümüzde İran ile Suudi Arabistan arasındaki bölgesel rekabet, bugünkü savaşın tarihsel arka planını oluşturuyor.
Zeydi İmamet yönetiminin doğuşu
Zeydilik, İslam’ın Şii geleneği içerisinde ortaya çıkan ve Yemen’in siyasi tarihinde önemli bir yere sahip olan bir mezheptir. Zeydiler, 897 yılında Yemen’de İmam Yahya bin Hüseyin’in öncülüğünde I. Zeydi İmamlar Devletini kurdular. İlk olarak siyasi devletin temelleri atılır. Zeydilik, tarihsel olarak İran ve çevresindeki bazı bölgelerde de etkili oldu. Ancak Safevilerin 16. yüzyılda İran’da iktidara gelmesiyle birlikte bölgedeki mezhepsel ve siyasi dengeler değişti. 1553’te Safeviler Zeydilere saldırarak onları yok etmeye çalışır. Bu saldırılardan sonra Zeydiler yönünü Yemendeki Zeydilere verir. Bir kolu da yönünü Fas’a verir. Osmanlı İmparatorluğu'nun Yemen'i işgaliyle birlikte Zeydiler dağlık bölgelere sığınır, yüzyıllar boyunca Osmanlılara karşı direniş içinde olurlar. 1911 yılında Osmanlı yönetimi, Yemen’in kuzeyindeki Zeydi imametinin özerkliğini tanır. Böylece imamet yönetimi, Osmanlı hâkimiyeti altında önemli bir siyasi hareket alanı elde eder. Osmanlı İmparatorluğu’nun İngilizlere ve Fransızlara karşı yenilgisi sonucunda Osmanlılar Yemen’den çekilir. Osmanlıların çıkmasıyla birlikte Zeydi imamlar, Kuzey Yemen’de yeniden bağımsız bir yönetim kurma imkânı elde eder.
Soğuk Savaş, bölünme ve iç savaş
Ülkenin güneyinde İngiliz hâkimiyeti sürerken kuzeyde Zeydi imamların yönetimi varlığını devam ettirdi. 1960’lı yıllara gelindiğinde Arap milliyetçiliğinin yükselişi, sömürge karşıtı hareketler ve Soğuk Savaş’ın yarattığı uluslararası kutuplaşma, Yemen’in içten içe etkiledi. Yemen tamamen ikiye bölündü. 27 Eylül 1962’de Kuzey Yemen’de gerçekleştirilen askerî darbe sonucunda yaklaşık bin yıl boyunca farklı dönemlerde varlığını sürdüren Zeydi imamet yönetimine son verildi. İmamet yönetiminin yerine Yemen Arap Cumhuriyeti ilan edildi. Bu gelişme, Yemen’de cumhuriyetçiler ile imamet yönetimini destekleyen güçler arasında sonu gelmez bir iç savaşın fitilini ateşledi. Kuzey Yemen, Suudi Arabistan ve Batı ile daha yakın ilişkiler kurdu. Güney Yemen’de ise 1967’de İngilizlerin çekilmesiyle İngiliz sömürgesi son buldu. Daha sonra Sovyetler Birliği ve Çin ile yakın ilişkiler geliştirdi ve sosyalist bir siyasi ve ekonomik model benimsedi. Ancak Sovyetler Birliği’nin dağılması ve uluslararası güç dengelerinin değişmesi, iki parçanın birleşmesini sağladı. 1990 yılında Kuzey ve Güney Yemen birleşerek Yemen Cumhuriyeti’ni kurdu. Ancak birleşme, iki bölge arasındaki siyasi, ekonomik ve toplumsal farklılıkları ortadan kaldırmadı. İktidar paylaşımı, kaynakların dağılımı ve siyasi temsil konularında yaşanan anlaşmazlıklar, 1994 yılında yeniden bir iç savaşın patlak vermesine neden oldu.
İran’ın jeopolitiği ve bir coğrafyanın kaderi
Zeydiler Yemen siyasetinde önemli bir toplumsal güç olmayı sürdürdü. Yemen nüfusunun yaklaşık yüzde 30-35’inin Zeydi olduğu tahmin ediliyor. Husiler de Zeydilerin devamı ve uzantısı olarak bilinirler. Husilerin ortaya çıkışı, 1990’lı yıllarda Yemen’in kuzeyinde Zeydi kimliğini, dinî eğitimi ve kültürel mirası korumaya yönelik faaliyetlere dayanıyor. Bu dönemde Zeydi çevrelerde entelektüel ve siyasi kulüpler oluşturuldu. Bunlardan biri olan Müminler Kulübü, Zeydi dinî ve kültürel değerlerinin yeniden canlandırılmasını amaçlayan çalışmalar yürüttü. Zamanla bu faaliyetler, daha örgütlü bir toplumsal ve siyasi harekete dönüştü. Husi esas olarak bir aşiretin ismi, liderleri de aşiret reisidir. Gerçek adı, Ensarullah'tır “Allah’ın yardımcıları” anlamına geliyor. 2000’li yıllarda Yemen’deki siyasi, ekonomik ve toplumsal sorunlar derinleşirken Husiler, ülkenin kuzeyindeki Saada bölgesinde güç kazanmaya başladı. 2004 yılından itibaren Yemen merkezi yönetimiyle silahlı çatışmaya girdi. 2011 yılında Arap Baharı sürecinde Yemen’de başlayan halk ayaklanmalarına katıldılar. Husiler de bu süreçte hükümet karşıtı hareketin önemli aktörlerinden biri hâline geldi. Husiler, 2014 yılında başkent Sana’yı ele geçirerek ülkedeki güç dengelerini önemli ölçüde değiştirdi. 2015 yılında Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyonun askerî müdahalede bulunmasıyla Yemen’deki çatışma, bölgesel bir savaşa dönüştü.
İran jeopolitik amaçları için, direniş eksenini kurunca Lübnan’da Hizbullah, Irak’ta Haşdi Şabi, Afganistan’da milisler, Pakistan’da milisler ve Yemen’de Husilerle ilişkilerini stratejik kıldılar. Bu ilişkiler, siyasi destekten askerî eğitime, lojistik yardımdan teknoloji paylaşımına kadar farklı biçimler alabiliyor. Bu çerçevede Husiler, İran’ın bölgesel nüfuzunun önemli unsurlarından biri olarak değerlendirilirken kendi yerel güç ve iç savaş ekseninde belirgin bir rolleri var. Hamas’ın 7 Ekim 2023’te İsrail’e yönelik saldırısının ve ardından Gazze’de başlayan savaşın sonrasında Husiler, Filistinlilere destek verdiklerini belirterek İsrail’e yönelik füze ve insansız hava aracı saldırıları gerçekleştirdi. Ayrıca Kızıldeniz’de İsrail’le bağlı gemileri ve başka ticari gemileri hedef aldılar. Bu saldırılar, uluslararası deniz taşımacılığında aksamalara neden oldu. Yemen küresel ve uluslararası ticaret yollarının geçiş alanı. Kızıldeniz’i Aden Körfezi’ne bağlayan Babülmendep Boğazı’nın hemen yanında yer alıyor. Bu boğaz, Avrupa ile Asya arasındaki deniz ticaretinin ve enerji taşımacılığının önemli geçiş güzergâhlarından biri. Dolayısıyla Yemen’deki çatışmalar, yalnızca ülkenin iç siyasetini değil, küresel ticaretin güvenliğini de doğrudan etkileyebilecek bir potansiyel taşıyor. Dolayısıyla İran bunu bildiğinden, Husiler üzerinden Yemen’in stratejik coğrafi konumu kullanarak bölge dengelerini kendi lehine çevirme arayışında. Husiler, Babülmendep Boğazı’na doğru ilerlemeye çalışıyor. Bu durum, uluslararası deniz ticaretinin önünü kesebilecek ve dünya ekonomisini etkileyebilecek bir adım olarak değerlendiriliyor. Hürmüz Boğazı’nın ardından Babülmendep Boğazı, Hint Okyanusu’nda bulunan Aden Körfezi ve Süveyş Kanalı’nın da etkilenmesi; enerji arzını, uluslararası ticareti ve bölgedeki güç dengelerini ciddi biçimde değiştirebilir. Husilerin balistik füze ve insansız hava aracı kapasitesini geliştirmesi, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri başta olmak üzere ABD ve İngiltere açısından önemli bir güvenlik meselesine dönüştü. İran, dünyanın can damarı olan enerji ve ticaret yollarını hedef alan bir strateji izliyor gibi görünüyor. Bu nedenle Yemen’deki savaş, iç savaş olmaktan çıkarak küresel ticareti tehdit eden uluslararası bir krize dönüşme potansiyeli taşıyor.
Küresel bir savaşın fitili ateşlendi mi?
Bu durum Suudi Arabistan başta olmak üzere, ABD, İngiltere ve Arap koolisyonunu harekete geçirdi. Husilerin daha fazla ilerlemesi Mekke anlaşmasına imza atmış ülkeleri de, bölgeyi kapsama olasılığı büyük olan bu savaşın içine çekecektir. Suudi Arabistan’ın güvenlik kaygıları, Birleşik Arap Emirlikleri’nin bölgesel çıkarları ve Batılı ülkelerin deniz ticaret yollarını koruma politikaları, Yemen’deki iç savaşın küresel ölçekte bir savaşa dönüşme ihtimalini büyütüyor. Bu da bize İran’a müdahalenin Suriye dizaynı üzerinden başlayarak Yemen ve Irak’a kadar uzanacağını gösteriyor.
Yıkımın eşiğinde bir ülke
Yemen’de iç savaşın uzun yıllardır devam etmesi ve buna ek olarak savaşın küresel bir boyut kazanması, ülkenin coğrafyasına, toplumuna ve en çok da kadınlara ve çocuklara büyük bir yıkım getirdi. Savaşın çoğu zaman görülmeyen bu boyutu, dış ve bölgesel güçlerin içine girdikleri güç savaşlarının bedelini en ağır şekilde kadınların ve çocukların ödediğini ortaya koyuyor. Bu savaşın ortasında kadınlar ve çocuklar, çoğu zaman birer araç olarak kullanılıyor, eziliyor ve onlara ait olmayan bu savaş onlara benimsetiliyor. Savaş, Yemen’de yaşamı adeta cehenneme çevirmiş durumda. Derinleşen toplumsal ve ekonomik kriz, artık yalnızca Yemen’in değil, tüm bölgenin ciddi bir sorunu hâline gelmiş durumda. İç savaş boyunca insanlık dramının sembollerine dönüşen mülteci kampları, Yemenli kadınların yaşam alanları hâline geldi. Savaşta hayatını kaybedenlerin önemli bir bölümünü kadınlar ve çocuklar oluşturuyor. Göç etmek zorunda kalanların ise yüzde 50’sinden fazlasının kadınlar ve çocuklardan oluştuğu biliniyor. Tecavüz, kaçırılma ve diğer şiddet biçimlerine ilişkin vakalar ise istatistiklerin çok ötesine geçmiş durumda.
2025 yılının istatistiklerinde, 400’ü aşkın kadın kaçırılmış, tecavüz ve işkenceye maruz bırakılmış. Bunlar, insan hakları raporlarına yansıyan veriler. NuJINHA muhabirlerinin sahadan aktardıkları ise gerçek rakamların iki, hatta üç katına ulaşabileceğine işaret ediyor. Bu tablo, Yemen’de her gün mutlaka bir kadının kaçırıldığı, tecavüze uğradığı ve şiddet gördüğünün bir resmi. Temmuz ayından bu yana ise yaklaşık 197 bin 906 kişinin kaybolduğu veya yaşadıkları yerleri terk etmek zorunda kaldığı yönünde veriler var. Ayrıca son çatışmalarda 300’e yakın kişinin hayatını kaybettiği belirtiliyor. Yemen’de savaşın yanı sıra, “Zeynebiye” adıyla anılan ahlak polisi birimlerinin de savaşa karşı çıkan kadınları ve kadın hakları savunucularını hedef aldığı; kaçırma, şiddet ve ölüm tehditlerinde bulunduğu basına yansıdı. Kadınlar, iki farklı siyasi ve askeri güç arasında tercih yapmaya zorlanıyor. Yemenli kadınlar, savaşın yarattığı fiziksel yıkımın yanı sıra bedenleri ve kimlikleri üzerindeki baskılarla da mücadele etmek zorunda bırakılıyor. Savaş, kadınların yalnızca bugününü değil, geleceğini de tehdit eden çok yönlü bir yıkıma dönüşmüş durumda.
Küresel bir savaş mı, yoksa entegrasyon mu?
Yemen’de savaşın daha da genişleyerek devam mı edeceği, yoksa bir çözüm arayışına mı girileceği, bölgesel ve uluslararası güç dengeleriyle yakından ilişkili. Bu süreçte İran’ın izleyeceği politika ve ülkede yaşanabilecek olası değişimler, Yemen’deki gelişmelerin seyrini etkileyebilecek önemli faktörler arasında yer alıyor. İran’da yaşanabilecek olası bir siyasi değişim, Husilerin bölgesel ilişkilerini yeniden şekillendirmelerine ve Suudi Arabistan’la yeni bir ittifak arayışına yönelmelerine zemin hazırlayabilir. Böyle bir gelişme, Yemen’de farklı siyasi ve toplumsal kesimlerin bir arada yaşayabileceği, farklılıkların kabulüne dayalı yeni bir entegrasyon ve çözüm sürecinin önünü açabilir. Yemen’in geleceği, yalnızca savaşan güçler arasındaki bir uzlaşmaya değil, aynı zamanda toplumsal farklılıkları tanıyan, kadınların haklarını güvence altına alan ve halkın siyasi iradesini esas alan kapsayıcı bir siyasi yapının oluşturulmasına bağlı.