Otuz yıllık yokluktan dörtte bir temsile: Fas’ta kadınların siyasi yükselişi

Fas’ta kadınların parlamentoda hiç yer almadığı 30 yılı aşkın dönemden bugün dörtte bire yaklaşan temsile uzanan yaklaşık 60 yıllık süreç reformlarla şekillenen bir dönüşümü gösteriyor. Ancak sayısal artışa rağmen temsilin kuralları tartışılıyor.

HANAN HARITE

Fas- Fas'ta kadınların otuz yıl boyunca parlamentoda hiç temsil edilmemesinden, bugün yasama organındaki sandalyelerin yaklaşık dörtte birine ulaşan temsiline uzanan süreç, siyasi, anayasal ve seçim sisteminde yaşanan uzun dönüşümlerin ürünü oldu. Ancak bu değişim, yeni bir soruyu da beraberinde getiriyor: Bu dönüşümler siyasi temsilin kurallarını değiştirmeyi başardı mı, yoksa yalnızca ortaya çıkan sonuçları mı düzeltti?

Yaklaşık otuz yıl boyunca Fas parlamentosu, temsil etmesi gereken toplumun yarısını yansıtmayan bir yapı olarak varlığını sürdürdü. Bağımsızlığın ardından 1963'te yapılan ilk yasama seçimlerinden 1990'ların başına kadar parlamentoya tek bir kadın milletvekili seçilmedi. Kadınların yokluğu bu dönem boyunca kesintisiz sürdü.

Kadınlar yasama organının dışında bırakıldı

Kadınlar direniş hareketlerinde, sendikalarda, toplumsal mücadelede ve bağımsızlık sonrası sosyal devletin inşasında aktif rol almalarına rağmen, yasama organında tamamen dışarıda bırakıldı. Üstelik bu durum uzun yıllar sorgulanmadı; "Neden parlamentoda kadın yok?" sorusu dahi gündeme gelmedi. Çünkü kadınların yokluğu, seçim sisteminin "siyasi doğasının" doğal bir parçası olarak görülüyordu.

1963-1984 yılları arasında Fas, bağımsızlık sonrası kurumların kademeli olarak inşa edildiği, devlet ile toplum arasındaki güç dengelerinin yeniden şekillendiği ve siyasi katılımın sınırlarının yeniden belirlendiği bir dönemden geçti. Bu süreçte yapılan dört ardışık parlamento seçiminde Temsilciler Meclisi'ne tek bir kadın milletvekili seçilmedi. Bu tablo, kadınları açıkça dışlayan yasal düzenlemelerden değil, onları dolaylı biçimde siyasal yaşamın dışında bırakan siyasi ve toplumsal yapının bir yansıması olarak ortaya çıktı.

Eşitsizlik sistemsel olarak hayata geçirildi

Bu dönemde seçimler, bugünkü rekabetçi anlayıştan farklı bir yapıyla yürütülüyordu. Yerel nüfuz ağları, ileri gelenler ve aile bağları, seçim sonuçlarının belirlenmesinde önemli rol oynuyordu. Bu nedenle kadınların parlamentoda yer almaması tesadüfi değil, toplumsal eşitsizlikleri yeniden üreten ve siyasi temsilde eşit yurttaşlık ilkesini henüz benimsememiş bir sistemin sonucu olarak ortaya çıkıyordu. Kadınlar parlamentoda temsil edilmemelerine rağmen siyasi partiler içinde yer alıyordu. Ancak bu katılım, karar alma mekanizmalarına ya da aday belirleme süreçlerine yansımıyor; daha çok örgütlenme, seferberlik ve toplumsal çalışmalarla sınırlı kalıyordu. Başka bir ifadeyle, parti üyeliği kadınlar açısından siyasi karar alma süreçlerine katılım anlamına gelmiyordu.

Kadınlar önemli roller üstlendi

Parti yapılarının dışında ise kadınlar kamusal yaşamda önemli roller üstlendi. Bağımsızlık mücadelesine katılan, direniş ve sendikal faaliyetlerde yer alan kadınlar; derneklerde ve yerel toplumsal alanlarda da aktif rol oynayarak yaygın eğitim, sosyal dayanışma ve örgütlenme çalışmalarına katkı sundu. Ancak bu geniş toplumsal varlık, seçilmiş kurumlara ve yasama organına yansımadı.

Fas Demokratik Birlik Partisi Genel Sekreteri İlham Belfahli, kadınların parlamentoda uzun yıllar temsil edilmemesinin geçici bir durum olmadığını, bunun siyaset, kültür ve toplumsal yapılar arasındaki karmaşık ilişkinin bir sonucu olduğunu belirtiyor. Bu değerlendirme, kadınların siyaset dışına itilmesinin yalnızca kurumsal düzenlemelerle sınırlı olmadığını, aynı zamanda toplumun siyaseti algılama biçimiyle de yakından ilişkili olduğunu ortaya koyuyor. Kadınların dışlanması sadece yasal düzenlemelerden kaynaklanmadı; siyaseti güç ve çatışmayla özdeşleştiren, bu alanı erkeklere ait gören ve kadınları özel alanla sınırlandıran köklü bir kültürel anlayış da bu süreci besledi. Zamanla bu yaklaşım, aday belirleme süreçlerini, seçim mekanizmalarını ve siyasi elitlerin oluşumunu etkileyen yazılı olmayan kuralların yerleşmesine neden oldu.

Yeni bir dönüşüm süreci

Aynı dönemde Ortadoğu ve Kuzey Afrika genelinde siyasi reform, katılım ve temsil tartışmalarının öne çıktığı yeni bir dönüşüm süreci yaşanıyordu. Soğuk Savaş'ın ardından demokrasi ve insan hakları ekseninde gelişen bu bölgesel iklim, Fas'taki iç siyasi tartışmaları da dolaylı olarak etkiledi. Böylece siyasi reform ve kamusal yaşamın modernizasyonu, ülkedeki kamusal söylemin giderek daha görünür başlıkları arasına girdi.

Bu dönemde Fas kadın hareketi, giderek daha etkili bir insan hakları aktörü haline gelerek söylemini sosyal taleplerden, seçilmiş kurumlarda siyasi katılım ve temsili güçlendirme yönüne kaydırdı. Böylece kadınların yokluğu, “normal” bir durum olmaktan çıkarak kamuoyu tartışmasına açık bir soruna dönüştü. Öte yandan siyasi partiler, muhalefet çizgisi ile katılıma yönelik kademeli açılım arasında gidip gelen bir yeniden konumlanma sürecine girdi. Bu süreç, aday belirleme mekanizmalarının yeniden değerlendirilmesine sınırlı da olsa bir alan açarken, elitin yenilenmesine ilişkin iç tartışmaları da beraberinde getirdi. Böylece daha önce dışlanmış kadın adaylar için kısmi de olsa yeni yollar ortaya çıktı.

Kırılmanın başlangıcı

1993 yılında Fas Parlamentosu’na iki kadın milletvekili girdi: Badiaa Skalli ve Latifa Bennani Smires. Bu gelişme sayısal olarak sınırlı olsa da, uzun yıllar süren erkek egemen temsil yapısında bir kırılmanın başlangıcı olarak değerlendirildi. 1944 doğumlu Badiaa Skalli’nin siyasi deneyimi, 1960’lı yıllarda sol muhalefet hareketlerinin resmi kurumların dışında siyasi tartışmanın en önemli alanlarından birini oluşturduğu dönemde şekillendi. Parlamentoya girişi ani bir gelişme değil, parti içi çalışmalarda geçen uzun bir sürecin sonucu oldu. Badiaa Skalli’nin varlığı, kadınların yasama organında yok denecek kadar az temsil edildiği bir dönemde, parti içi örgütlenmeden siyasi tartışmalara katılıma uzanan kademeli bir süreci yansıtıyordu. Seçimi, geleneksel temsil yapısının çatlama işaretleri göstermeye başladığı bir siyasi eşikte gerçekleşti ve bu durum, onun parlamentoya girişini kişisel bir başarı olmanın ötesine taşıyarak, temsil kurallarında sınırlı bir değişimin başlangıcı olarak yorumlandı.

Öte yandan Latifa Bennani Smires, İstiklal Partisi içinde yürüttüğü örgütlenme çalışmalarıyla öne çıktı ve parlamenter temsil alanına geçmeden önce parti yapısı içinde deneyim kazandı. Siyasi yönelimi, geleneksel parti mantığının dışında değil, aksine onun bir parçası olarak şekillendi; çünkü siyasi varlığı büyük ölçüde parti içi örgütsel faaliyetlerle bağlantılıydı. 1993 yılında parlamentoya girişi, parti içindeki “örgütsel temsil”den yasama organı içinde “siyasi temsil”e geçişi simgeliyordu. Bu geçiş, kadın temsiline yönelik kota gibi kurumsal mekanizmaların henüz bulunmadığı bir dönemde gerçekleşti. Bu açıdan bakıldığında Latifa Bennani Smires ve Badiaa Skalli’nin parlamentoya girişi, oyunun kurallarında köklü bir değişimin sonucu değil; değişen siyasi bağlamın, yıllar içinde parti yapıları içinde biriken bireysel deneyimlerle kesişmesi sonucu ortaya çıkan istisnai bir gelişme olarak değerlendirildi.

Asıl mesele açığa çıktı

Ancak bu sembolik açılım, siyasi temsilde kalıcı bir dönüşüm yaratmaya yetmedi. 1997 seçimlerinde kadın milletvekili sayısı yine ikiyle sınırlı kaldı; Badiaa Skalli ve Fatima Belmouden Temsilciler Meclisi’nde görev yaptı. 1993’e kıyasla isimler değişse de sayı aynı kaldı. Bu durağanlık yeni milenyumun başlangıcına kadar sürdü. Böylece temel sorunun yalnızca daha fazla kadının parlamentoya girmesi olmadığı, asıl meselenin yasama kurumuna erişim kurallarının yeniden tanımlanması olduğu daha açık biçimde ortaya çıktı.

Bu perspektiften bakıldığında 2002 seçimleri, kadınların parlamentodaki varlığını artırmayı hedefleyen kota uygulaması kapsamında “kadınlar için ayrılmış ulusal liste”nin kabul edilmesiyle yeni bir aşamaya işaret etti. Bu düzenleme, kadınların siyasi temsil yapısında önemli bir dönüm noktası oluşturdu. Ulusal listenin hayata geçirilmesiyle kadın milletvekili sayısı yüzde 10’u aşarak 35’e yükseldi. Bu değişim, kadın ve insan hakları hareketlerinden gelen artan baskıların etkisiyle, siyasi temsil meselesinin yeniden gündeme taşındığı bir dönemde gerçekleşti. Söz konusu hareketler, kadınların düşük temsilinin yalnızca toplumsal nedenlerle açıklanamayacağını, asıl sorunun siyasi partilerdeki aday belirleme mekanizmalarındaki yapısal eşitsizlik olduğunu savundu. Bu çerçevede kota sistemi, mevcut düzenle radikal bir kopuş olarak değil, eşitsiz temsil yapısını dengelemeye yönelik kademeli bir araç olarak ortaya çıktı.

Listeler ve sınırlı düzenlemeler

Ulusal liste ve seçim yasasında yapılan değişikliklere rağmen, bu düzenlemeler seçim sisteminin yapısında köklü bir dönüşümden ziyade, temsilin teknik düzeyde yeniden dağıtımı olarak kaldı. Değişiklikler, kapalı ulusal listelerin oluşturulması ve kadın temsilini güvence altına almak için aday sıralamalarının düzenlenmesiyle sınırlı kaldı; yerel seçim bölgelerindeki rekabetin temel yapısı ise aynı geleneksel mantıkla işlemeye devam etti. Bu yönüyle reformlar, oyunun kurallarını değiştirmekten çok, kadın milletvekili sayısını artırmaya imkan tanıyan ve siyasi elitlerin oluşum koşullarını dönüştürmeyen paralel mekanizmalar aracılığıyla mevcut dengesizlikleri yönetmeye odaklandı.

2007 seçimleriyle birlikte kadın milletvekili sayısı 34’te sabit kaldı. Destek mekanizmalarının sürdürülmesine rağmen bu durum, aynı seçim yapısı içinde temsilin durağanlığını yansıtan neredeyse sabit bir tablo ortaya koydu. Bu da, sayısal değişimin temsil anlayışında yapısal bir dönüşümle birlikte ilerlemediğini gösterdi. 2011 seçimleri ise yalnızca sonuçları açısından değil, aynı zamanda önceki siyasi bağlam nedeniyle de parlamentodaki kadın temsilinin seyrinde bir dönüm noktası oldu. 2011 yılı, bölgesel “Arap Baharı” dalgasının bir parçası olarak ortaya çıkan 20 Şubat Hareketi’nin ardından geldi ve siyasi reform, demokratik temsil ile devlet-toplum ilişkisi üzerine daha geniş bir tartışmayı beraberinde getirdi.

Anayasal değişim ve kadınların temsili

Bu bağlamda, siyasi katılım meselesi yalnızca oy verme mekanizmalarıyla sınırlı kalmayıp, seçilmiş kurumlarda temsil edilen aktörlerin niteliğine ve toplumun farklı kesimlerine açıklık düzeyine kadar genişledi. Bu süreçte Fas, 19. maddesinde cinsiyet eşitliğini ve eşitliğe ulaşma taahhüdünü içeren yeni bir anayasa kabul etti. Söz konusu anayasal değişiklik, Temsilciler Meclisi’ndeki temsile de yansıdı; kadın milletvekili sayısı önemli ölçüde artarak yaklaşık 67’ye ulaştı ve toplamın yaklaşık yüzde 17’sini oluşturdu. Bu oran, önceki seçimlere kıyasla belirgin bir artış anlamına geldi.

Ancak bu yükseliş, daha geniş siyasal bağlamdan bağımsız değildi. Seçim sisteminde yapılan kısmi yeniden düzenlemeler, pozitif ayrımcılık mekanizmalarının genişletilmesi ve 2011 sürecinin yarattığı siyasi ve sembolik baskı, “siyasi katılım” kavramının resmi söylemde yeniden tanımlanmasına yol açtı. Bununla birlikte bu gelişme, reformların sınırlarını da görünür kıldı. Parlamentoda kadın sayısı artarken, karar alma merkezlerinde, siyasi partilerde ve komisyonlarda gerçek güç paylaşımı meselesi çözülmeden kaldı. Bu açıdan 2011 Anayasası, siyasi eşitlik arayışında nihai bir hedef olmaktan çok bir geçiş aşaması olarak değerlendirildi.

Kadın temsili yükseldi

Siyasetçi Fatima Mazi, 2011 Anayasası ile birlikte pozitif ayrımcılık mekanizmalarının genişletildiğini, ancak bazı kısıtlamaların devam ettiğini belirtti. Fatima Mazi’ye göre bu kısıtlamalardan biri, bazı kadın milletvekillerinin aynı sistem içinde ikinci dönem için yeniden aday olamamasıydı; bu durum da birçok kadının yerel seçim bölgelerine yönelmesine neden oldu. Kadınların parlamentodaki temsili sonraki on yılda artışını sürdürerek 2016 seçimlerinde 81 milletvekiline, 2021 seçimlerinde ise 96’ya ulaştı ve böylece parlamento tarihindeki en yüksek seviyeye çıktı. Fatima Mazi, 2021 seçimlerinde ulusal liste sisteminin kaldırılarak yerine bölgesel listelerin getirildiğini, partilerin kadınları daha görünür ve üst sıralarda aday göstermeye zorlandığını ve bu düzenlemenin kadın temsilinin artışında etkili olduğunu ifade etti. Ancak Fatima Mazi’ye göre bu sayısal yükseliş, temsilin niteliğine ilişkin tartışmaları sona erdirmedi.

Rakamlar açık bir ilerlemeyi ortaya koysa da, bazı araştırmacılar ve insan hakları aktivistleri bu dönüşümün önemli bir bölümünün hala pozitif ayrımcılık mekanizmalarına dayandığını, yerel seçim bölgelerinde doğrudan rekabet yoluyla parlamentoya giren kadın sayısının ise görece sınırlı kaldığını belirtiyor. Bu durum, “reformlar parlamentoya giriş koşullarını gerçekten değiştirdi mi, yoksa yalnızca sonuçları mı düzeltti?” sorusunu yeniden gündeme getiriyor. Sayısal artışa rağmen, siyasi partiler kadın temsili açısından en kritik eşik olmaya devam ediyor. Zira temsili sistemlerde parlamentoya giriş süreci, esas olarak aday belirleme ve seçim listelerinin düzenlenmesi aşamalarında şekilleniyor. Bu nedenle asıl belirleyici alan, tam da bu görünmez seçim ve filtreleme mekanizmaları olarak öne çıkıyor.

Tartışmalar devam ediyor

Parti yapılarında kadınların artan varlığına rağmen, karar alma pozisyonlarındaki ve aday gösterme süreçlerindeki temsilleri, taban düzeyindeki varlıklarının oldukça gerisinde kalıyor. Bu nedenle birçok gözlemci, meselenin artık yalnızca kadın milletvekili sayısını artırmak olmadığını, aynı zamanda siyasi örgütler içinde güç ve etkinin yeniden dağıtılması, kadınların sadece temsil edilmesi değil, siyasi kararların üretilme süreçlerine de aktif biçimde katılması gerektiğini vurguluyor. İlk iki kadın milletvekilinin parlamentoya girişinden otuz yılı, kota sisteminin benimsenmesinden ise yirmi yılı aşkın bir süre geçmiş olmasına rağmen, temsilin sınırları ve niteliğine ilişkin tartışmalar devam ediyor.  Yaklaşan yasama seçimleriyle birlikte kadın ve insan hakları hareketleri, 2026 seçimlerini önceki reformların kalıcı ve yapısal bir değişim üretip üretmediğini test edecek yeni bir eşik olarak değerlendiriyor.

Yıllarca yalnızca sayısal artışa odaklanan tartışma, bugün daha karmaşık sorular etrafında şekilleniyor: Kadınlar doğrudan rekabet yoluyla daha fazla sandalye kazanabilir mi? Siyasi partiler kadın liderleri karar alma ve aday belirleme süreçlerine daha etkin biçimde dahil edebilecek mi? Ve istisnai destek mantığından eşit fırsat ilkesine geçiş mümkün mü? Öte yandan, pozitif ayrımcılık mekanizmalarının geleceğine ilişkin tartışmalar da yeniden gündemde. Bir kesim bu mekanizmaların, tam olarak giderilememiş tarihsel eşitsizlikleri dengelemek için gerekli olduğunu savunurken, diğerleri asıl meselenin bu eşitsizliği üreten siyasi yapının kendisinin dönüştürülmesi gerektiğini kaydediyor.

Siyasi oyunun kuralları gerçekten değişti mi?

Fas’taki kadın temsili deneyimi, başlangıç noktasına kıyasla dikkat çekici bir dönüşüm göstermektedir. 1963 ile 1993 yılları arasında parlamentoda hiç kadın temsil edilmezken, bugün onlarca kadın milletvekilinin yer aldığı bir yasama organına ulaşılmıştır. Bu mesafe kuşkusuz önemli bir ilerlemeye işaret ediyor. Ancak bu süreci yalnızca sayısal göstergeler üzerinden değerlendirmek, yaşanan dönüşümü anlamak için yeterli değil. Her sayısal sıçramanın arkasında, kadınların temsilini genişleten seçim ve anayasal reformlar ile insan hakları alanındaki baskılar bulunmaktadır.

Bununla birlikte asıl soru, bu değişimlerin siyasi partiler ve seçilmiş kurumlar içindeki güç üretim mekanizmalarını ne ölçüde dönüştürdüğüdür. Bağımsızlığın ilk yıllarındaki mutlak yokluk ile günümüzdeki görece temsil arasındaki fark, temel bir soruyu gündeme getiriyor: Siyasi oyunun kuralları gerçekten değişti mi, yoksa yalnızca sonuçlar mı değişti? 2026 seçimleri ise bu soruya yanıt aramak açısından kritik bir eşik olarak görülüyor.